Önce CHP gündeme getirmişti. Ardından Bahçeli “neden olmasın” demişti.
Sonra da unutma bahçesine atılmıştı.
*
İddianame ortaya çıktıktan sonra yeniden gündeme getiriliyor bu konu.
Daha çok da CHP tarafından.
*
Davanın TRT’de yayınlanmasının CHP açısından avantajları da var dezavantajları da…
*
AVANTAJLARI:
– Canlı yayınlanıyor diye mahkeme salonunda bayağı bir şov yapılabilir.
– Bizim duruşmalarda “itiraz ediyorum” falan yoktur. Savcı konuşmaz. Bundan yararlanmak söz konusu olur.
– Esas konudan uzaklaşıp hamaset yapmaya imkân bulunur.
– Tek kale maç gibi bol bol gol atılır.
*
DEZAVANTAJLARI:
– Rüşvet istendiğini ve alındığını söyleyen işadamları konuştuklarında sıkıntı çıkabilir.
– İtirafçıların yapacağı açıklamaları bayağı bir sorun olur.
– Villalar konusu her açıldığında CHP’nin “her şey boş, her şey yalan” anlatısı zedelenir.
– Rakamlar konuşulduğunda ahalinin kafasının tası atabilir.
*
Çok merak ediyorum:
– Acaba CHP, eksilerini / artılarını iyi düşünüyor mu canlı yayınlama işinin?
– Acaba Ekrem İmamoğlu’na sordular mı, “ağa sen ne diyorsun bu işe” diye?
– Acaba Dilek Hanım, canlı yayın talebinde bulunmadan önce eşinin fikrini aldı mı?

CAĞALOĞLU’NUN KİTABA KAVUŞMASI
Gençliğimizde Cağaloğlu’nda takılırdık.
Üretmen Han, Risale Yayınları, Diriliş Yayınları falan hep oradaydı.
Kitapları alınca doğru Çorlulu Ali Paşa Medresesi’ne gider, orada Mustafa Kutlu’yu görürdük.
*
Birden bire bitti bu devir.
Kitapçılar, yayınevleri, dergiler birer birer terk ettiler Cağaloğlu’nu.
Yerlerini halıcılar, kilimciler, lokumcular aldı.

*
Duydum ki Fatih Belediyesi, Cağaloğlu’na bir kitapçılar sokağı açmış.
Şengül Hanım Sokak ve Küçük Sokak, özgün dokusu korunarak yeniden düzenlenmiş. Binaların alt katları kitapçılara, üst katları yayınevlerine ayrılmış.
*
Cağaloğlu’na yeniden kitabın gelmesi…
Toprağın suya kavuşması, Mecnun’un Leyla’yı bulması, z kuşağının asılacak bir tabelayla karşılaşması, çok sevilen dizinin yeni sezonunun başlaması gibi bir şey.
Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan’a bu eşsiz hizmet için bin teşekkür.

350 BİN KONUTUN YAPILMASI CHP’YE MEYDAN OKUMADIR
Türkiye’de muhalefetin en büyük sorunu şu:
“Bunlar geldiklerinde mevcuttakilerden çok daha iyi yaparlar” dedirtemiyorlar bir türlü.
*
Mesela deprem bölgesine yapılan 350 bin konut olayına bakalım.
“Bunu CHP de yapar, hatta bundan daha iyisini yapar” dedirtebiliyorlar mı?
*
CHP’nin iktidara gelmesinin önündeki en büyük engel ne ideolojiktir ne dine bakıştır ne de yaşam tarzıdır.
CHP’nin iktidara gelmesinin önündeki en büyük engel…
“Bunlar geldiğinde aynısını yapabilirler, hatta daha iyisini yaparlar” dedirtememesidir.

EV OTURMASININ EN GÜZELİ
Şöyle bir gelenek oluştu:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne zaman deprem bölgesinde konut teslim törenine katılsa mutlaka bir ailenin yeni evine misafir oluyor.
Ev oturmasına gitmek diye bir tabir var ya… Tam olarak işte onu gerçekleştiriyor.
*
Depremde evini kaybetmiş bir aileyi evine kavuşturmak ve sonra da o aileye ev oturmasına gitmek…
Ev oturmasının en güzeli bu olsa gerek.

BEN ONUN ANNESİYİM
Bu bir dizi ismi.
İlk birkaç bölümden sonra izleyici ilgi göstermemiş ve yayından kaldırılmış.
*
En başta bana sorsalardı onlara şunu derdim:
*
Adı “Ben Onun Annesiyim” olan bir dizinin tutma ihtimali sıfırın altındadır. Adını değiştirin bu dizinin.
KUMPİR / MİDYE / KOKOREÇ ÜÇLÜSÜNE KARŞI HİSLERİM
KUMPİR
İlk üç gün ben de destekledim
İflah olmaz bir patates sever olarak patatese dair her şeyi en baştan coşkuyla karşılarım. Bu nedenle kumpir çılgınlığı ilk başladığında tabii ki soluğu kumpirci tezgahlarının önünde aldım.
*
Sonra şöyle şeyler oldu: Kumpirin içine konan malzemeler pervasız biçimde çoğalmaya başladı. İnorganik ve süper azametli patatesler devreye girdi. Tezgahların önünde tatsız, anlamsız kargaşalar çıktı.
Ben de inceden soğumaya başladım bu kumpir olayından.
*
Türkiye’deki macerası üç aşamada gelişti kumpirin:
BİR: Süper bir popülerlikle ve muazzam bir hızla ilerleme dönemi. İKİ: Hafiften gözden düşmeyle birlikte gerileme dönemi. ÜÇ: Bilhassa Ortaköy’deki birkaç tezgahta direnerek var oluş savaşını yürütme dönemi.
*
Son günlerde yaşanan trajik bir olayın ardından ise ontolojik açıdan çok ciddi tehdit altında kumpir. Hayata tamamen veda edip etmeme noktasında yani.

*
MİDYE
Bir tedirginliğin yiyeceği
Midye denilince hep tedirgin olmuşumdur.
Mezhep açısından tedirgin… Ağır metaller açısından tedirgin… Lezzet açısından tedirgin…
*
Şöyle bir durum da var tabii:
Belçika’nın meşhur tencere midyesindeki lezzeti, bizim Midyeci Ahmet’lerde falan bulmak mümkün değil.
*
Uzmanı da değilim meraklısı da değilim ama şundan eminim:
Midye denilen olgunun kötüsü, bayatı, sağlıksızı…
Öyle gaddar ki hiç acımıyor küt diye götürüyor adamı.
*
Evinde yiyeceksin midyeyi. Annen yapacak. Güvenilir olacak yani.
*
Evde annelerin midyeden bir şeyler yapma ihtimaline gelince:
Portakallı ördek yapmayı bile denerler ama midyeye asla bulaşmazlar.

*
KOKOREÇ
İnsanları ikiye ayıran bir şey
İnsan ikiye ayrılır:
– BİR: Kokoreçi delicesine sevenler.
– İKİ: Kokoreçten delicesine nefret edenler.
Söz konusu kokoreçse ortası yoktur bunun.
*
Benim durumuma gelince…
Ben delicesine nefret edenler grubundanım.
*
Denedim. Denemedim değil yani.
Anlayışla, beklentiyle, merhametle yaklaştım kendisine. Fakat nafile. Olmayınca olmuyor.
*
Tutkunlarının tutkunluk derecesinin tabii ki farkındayım. Öyle iştahla söz ediyorlar ki kokoreçten yanlarında nefretimi saklamaktan başka çare bulamıyorum.











